Header Ads

Pamuk Prens ve Yedi Dev

Günün birinde bir kralın varis olarak uzun zamandır beklediği çocuğu doğmuş ve bu çocuk tüm krallığın umuduymuş.

Çünkü kral yer yatağında hasta bir şekilde yatıyormuş. 
Kral öyle gururlu ve adil bir insanmış ki "halkım evlerinde aç yatarken, ben tok yatarım" diyormuş.
Ama günün sonunda "en azından yer yatağında yatayım ki halkımın fakirliğini ben de hissedeyim" diyormuş.
Günlük tükettiği havyarı 30 gramdan 15 grama çekmiş, tükettiği eti de 1kg’dan 750 grama indirmiş ve etten kıstığı gramı da köpeğine yedirmeye başlamış.
"Ben tokken hayvanım aç yatamaz" diyebilecek kadar da adil ve kudretli bir adammış kendisi...

 Oğlu doğduktan 2 saat sonra eşi ölmüş. Bunun üzüntüsü ile kral 40 gün 40 gece eğlence düzenlemesi gerekirken çok adil ve güvenilir bir adam olduğu için -ve de üstüne üstlük eşi de vefat ettiği için- 35 güne indirmiş eğlenceyi.
Kalan 5 gün için harcanacak parayla da köpeğine hediyeler almayı tercih etmiş.
Kral karısının ölümünden 2 gün sonra başka bir kadınla evlenmiş ve bu kadın dünyalar güzeli bir kadınmış.  Taa ki Pamuk Prens 14 yaşına gelene kadar.
Çünkü o zaman Pamuk Prens Kraliçe'den çok daha güzel birisine dönüşmüş.

Kraliçe’nin sihirli bir aynası varmış ve bu aynaya her gün soruyormuş:
- Ayna, ayna. Söyle bana. Benden daha güzeli var mı bu dünyada? 
Ayna da prens 14'üne basıncaya dek hep alttaki gibi cevaplamış:
- En güzeli sizsiniz Kraliçe’m.
Fakat Pamuk Prens 14 yaşına geldikten sonra aynaya sorduğunda ayna farklı cevap vermiş;
- Ay sultanım sizden daha güzel birisi var ama nasıl söylesem bilemedim.
Kraliçe cevap vermiş;
- Söyle söyle, çekinme!
 ...derken bir elinde de taşı tutuyormuş "istemediğim bir cevap alırsam dağıtayım şunun façasını" diye.
- Sultanım, Pamuk Prens sizden daha güzel ve şuan dünyanın en güzeli o.
Kraliçe bu cevabı alır almaz elinde tuttuğu taşı aynaya fırlatmış fakat aynaya hiçbir şey olmamış. Ayna şöyle söylemiş;
- Ay kız! Unuttun mu ayol ben sihirliyim, şakacı sen de. 😊

Kraliçe sinirinden olduğu yerde köpürmeye başlamış, şöyle diyormuş kendine.
- Nasıl olur da benden daha güzeli olur, üstelik bir erkek hem de ...

Kraliçe kara kara düşünmüş. Önce Pamuk Prens'i saraydaki hizmetçilerin yanına adeta köle gibi verip, istedikleri yapma iznini de öz oğullarına vermeyi düşünmüş. Ama sonradan dank eden şu olmuş. Kraliçenin öz oğlu falan yokmuş ve "Kahrolası düşüncem Sindirella masalına ne çok benzedi" diye söylenmiş.

Bunun üstüne Kraliçe başka bir şey düşünmüş. Sarayına bir avcı çağırmış ve ona Pamuk Prens’i ormana götürüp kalbiyle ciğerini söküp ona götürmesini istemiş.
Avcı, Pamuk Prens’i ormana götürmüş ve kalbiyle ciğerini oracıkta sökmüş.
Pamuk Prens saraya geri dönmüş ve üvey annesinin yanına koşmuş.
- Anne, anne, avcı kalbiyle ciğerini söktü ve oracıkta öldü, ben de korktum sana geldim canım annem.
...diye sarılmış annesinin boynuna. Üvey oğlu Pamuk Prens Kraliçe’nin  boynunda ağlarken "üzülme yavrum, geçecek, hepsi geçecek. Demek ki derdi çokmuş garibin, yoksa neden yapsın ki böyle bir şey" derken aynı zamanda içinden de şöyle geçiriyormuş;

"Bir insan nasıl olabilir de bu kadar mal olabilir? Hani malsın anladık da aklını şekerle mi yedin be kardeşim? Peynir ekmekle de yemezsin sen. Ünlü bir avcısın sonuçta. Muhtemelen bal kaymakla falan yedin. Keşke tarihine baksaydın..."
Bunları derken Pamuk Prens'in de sırtını sıvazlamaya devam etmiş tabii Kraliçe.

Ertesi gün Kraliçe uşaklarına emretmiş: "bana bu civarda ki en zeki avcıyı bulun" diye.
Birkaç saat sonra avcı gelmiş ve Kraliçe’nin odasına çıkmış.
Kraliçe gelen avcıya "Pamuk Prens’i ormana götürüp..." derken avcı lafını bölmüş kraliçenin ve demiş ki :
"Oha kraliçem. Çüş artık, benim cinsel tercihim belli Kraliçe’m. Lütfen benden böyle bir şey istemeyin"  
Kraliçe de:
- "Hayır tabiki de onu kastetmiyorum sersem" demiş. "Pamuk Prens’i ormana götürüp kalbini ve ciğerini bana getirmeni istiyorum ama sakın unutma kendi kalbini ciğerini değil. Pamuk Prens’in getireceksin" demiş.
Avcı da bunun üstüne hemen sormuş ‘ peki bundan benim çıkarım ne olacak’ diye.
Kraliçe ne istiyorsun söyle bakalım demiş ve avcı da ayakta durduğu yerden elleriyle pala bıyıklarının köşelerini kıvırırken aynı zamanda hafif bir sırıtma ile Kraliçe’nin gözlerine bakıyormuş.
Kraliçe çok gururlu ve zaten evli olduğunu belirtmek için avcıya "ay yok artık, hayvan" demiş gülümserken...
Sonra aşçıya mercimekleri teslim etmişler.

Öteki gün aynı yatakta uyandıklarında Kraliçe anlatmaya başlamış. 

"Kral tam bir sersem bir ölmedi gitti, ne kadar zehir denediysem ne içine döktüğüm zehirli yemeği canı istemiyor, ne tatlıyı ne de meyveyi... Ne yapacağımı ben de şaşırdım."
 Bunun üstüne avcı cevap vermiş:
-Peki bütün yiyeceklerine dökmeye ne dersin?
 Kraliçe büyük bir şaşkınlıkla:
-Nasıl oldu da ben bunu düşünemedim.
Avcı da büyük bir gururla:
-Boşuna bu diyarın en zeki avcısı değilim. Öyle değil mi bebeğim...

O gün avcı Pamuk Prens’e bir yalan uydurmuş.
Güya o gün ormanda bir parti olacağını ve bütün kızların orada olacağını söylemiş.
Sonra ikisi ormanın yolunu tutmuşlar.
Ormana doğru giderken Pamuk Prens avcıya sorular sormaya başlamış:
-Partide yakışıklı oğlanlar da olacak mı avcı bey?
Avcı da "onlar da olacak ama seni onlar ilgilendirmez sonuçta istediğin kızı alabilirsin" demiş.
-"Ayol kızlar mı? Hepsinden tiksiniyorum, hepsi iğrençler." demiş Pamuk Prens ve devam etmiş:
"Ay senin pazular da amma sağlammış pek güçlü kuvvetlisin maşallah."
Avcı da yine gururlu bir yüz ifadesiyle :
-"Biz bu kuvveti senin gibi bütün gün saçımızı tarayarak elde etmedik aslanım. Biz bu pazuları ayılarla, aslanlarla, köpekbalıklarıyla, karetta karettalarla dövüşerek kazandık" demiş.

Yolda ilerlerken ormana varmışlar ve Pamuk Prens’in dikkatini bir şey çekmiş, ağaçta bir sincap varmış.

Avcı, Pamuk Prens’in arkasından gelirken bıçağını kılıfından çıkarmış ve tam bıçaklayacakken Pamuk Prens bağırmış:
"Ayyy şu sincapı gördünüz mü avcı bey ne kadar da şirin" derken arkasını dönmüş ve gördüğü şey karşısında şoka uğramış, avcı topuklayarak koşuyormuş.
Hayvanlardan hazetmeyen ve korkan da birisiymiş meğerse.
Aslında o avcı değil de o dönemin en zeki jigolosuymuş, lakabı da kızları götürdüğü için "avcı"ymış.
Sarayın adamları yanlış adamı getirmişler. Pamuk Prens arkasından bağırıyormuş:
"Yiğidim nereye gidiyorsun?  Beni burada yalnız mı bırakacaksın?" diye ama nafile.
 Sahte avcı çoktan gözden kaybolmuş bile.

Pamuk Prens kendi kendine düşünürken "ay şimdi ben ne yaparım burada tek başıma? Hava da kararmaya başladı" demiş.

Ormanda ilerlerken şansına bir ev görmüş ve eve doğru gitmeye başlamış.

O giderken sahte avcı da yolda bir çiftlikte kuluçkaya yatmakta olan bir tavuk görmüş ve tavuğa yavaşça, tedirgin bir biçimde yaklaşırken sessizce bıçağını yeniden kılıfından çıkarmış tam tavuğa saplayacakken bir horozun ona doğru koştuğunu görmüş.
 Horozu gördüğü gibi yeniden topuklamaya başlamış, bir yandan koşarken bir yandan da ağlıyormuş "lütfen horoz abi bana zarar verme, söz bir daha burasının yanından bile geçmem, geçersem bir daha bana avcı denmesi nasip olmasın" derken arkasına baktığında sinirli horozun gözden kaybolduğunu görmüş veözyaşlarını elleriyle silerken yerde ölü bir yaban domuzu görmüş.
"Nasıl olsa bu çocuk ormanda hayatta kalamaz ben de bunun kalbini ve ciğerini söküp Kraliçe’ye götürürüm" demiş.

Pamuk Prens de bu sırada eve varmış ve kapıyı tıklatmış ve kimse kapıyı açmamış birden Pamuk Prens de bir anlık gaz ile bağırıvermiş:
-Ayol aç kapıyı, içeri gireyim, açmazsan vallahi üflerim püflerim. Evini de başına yıkarım demiş ve bir tokat gelmiş yüzüne.
Kurt, sert bir tokat atmış o benim lafım diye. Pamuk Prens de cevap vermiş:
Tamam be iyi ki bir espri yapalım dedik sen de, demiş.
Bunun üstüne Pamuk Prens tekrar "Açın kapıyı. Lütfen açın. Yardım edin." derken Candan Erçetin'in şarkısından şu kesiti adeta 45'lik plaktan çalınıyormuşçasına cızırtılı biçimde duymuş:
Kapıma dayanma sakın, yakarım inan yakarım. Rezil olur ele güne, aldırmadan hiç kimseye, yaka paça seni atarım.
Buna da aldırmayan Pamuk Prens kapıyı yumruklamaya ve tekmelemeye başlamış:
"Beni ölüme terketmeyin, imdat yardım edin ölüyorum, burada bir kurt var beni yiyecek lütfen kimse yok mu" derken Kurt, "Yok mu çaresi dostlar fesupanallah, ben buna dayanamam" diye düşünüp Pamuk Prens’in yanından ayrılmış.
Yavaş yavaş oradan uzaklaşırken başlamış tesbih çekmeye.
Kameraya dönüp "Kurduz ama mankurt değil" diyerek sosyal mesajını da çakıvermiş.
Bir yandan da dua ediyormuş: "Allah yardım etsin bu çocuğa" diye.

Pamuk Prens kapıyı omzuyla açmaya çalışırken oradan geçmekte olan kırmızı başlıklı kız Pamuk Prens’i görmüş ve bir tokat da o atmış.
Pamuk Prens eliyle tokat yediği yüzünü şaşkınlıkla tutarken kırmızı başlıklı kız kapının başlığını çevirmiş ve kapı açılmış.
Kırmızı başlıklı kız yoluna devam ederken bizim Pamuk Prens de eve girmiş sonunda.
Eve girdiği gibi bir yatakta yorgunluktan hemen uyuyakalmış.
Gece işten gelen 7 dev eve geldiklerinde hepsi işten yorgun geldiği için hemen yataklara dağılmışlar.
Bir tanesi çığlık atmış. "Yardım edin, imdat yatağımda bir kadın var." Bunun üstüne diğer arkadaşları odaya koşmuşlar. Bir de ne görsünler gerçekten de bir kadın var yatakta.
Pamuk Prens çığlığın üstüne uyanmış ve şöyle söylemiş:
-"Ay sensin be kadın, ben erkeğim kör müsün" demiş.
Dev de "kusura bakma birader, saçlarından dolayı seni kadın sandım. Alınmadın inşallah" demiş.
Pamuk Prens ise:
"Aman be neyse ne. Neden uyandırdın beni" demiş.
-"Galiba o benim yatağım ondan olabilir" 
Bunun üstüne Pamuk Prens de "madem öyle, gel beraber yatalım" demiş ve konu kapanmış.
Sabah uyandıklarında dev yanında Pamuk Prens’in olmadığını fark etmiş ve tedirginlikle yataktan kalkmış.
Tam onu evde aramaya koyulacakken yatağını düzeltmediğini fark etmiş ve geri dönmüş.
Baktığında Pamuk Prens’in yatakta ezilmiş bir şekilde yapıştığını görmüş ve hemen ağzından hava vermiş. Pamuk Prens’e hava biraz fazla geldiği için balon gibi şişip evin içinde havada dolaşmaya başlamış. Dev, verdiği havaya biten Beyaz Şov'dan arta kalan helyum gazından da eklemiş olduğundan zaten yeterince kalın olmayan Pamuk Prens'in sesi iyice incelmiş.

 Havada gezerken odanın sağındaki dolabın üstünde Acun'un biblosunu görmüş. Biblo bir anda dile gelmiş "Şişt Diablo. Pardon, prensim. Sesiniz güzelmiş, yarışmaya gelsenize." Ama Pamuk Prens'in ne O Ses ile ne Exatlon ile bir işi yokmuş, öncelikli derdi zaten şuan hayatta kalmakmış, yani Survivor'ı zaten o anda yaşıyormuş.

Havadayken bir yandan da bağırmaya başlamış Pamuk Prens:
"Bu kadar deli uyuduğunu bilsem başka yerde uyurdum. Seni sevimli şey dudakların da ne kadar büyükmüş öyle, komple kafamı ağzına aldın resmen" derken bir tanesi havada onu yakalamış ve yanına oturtmuş.
Bir yandan havası gidene kadar uçmasın diye eliyle kafasını bastırırken bir yandan da sormuş "senin ne işin vardı dün gece bizim evde, anlat bakalım."
Pamuk Prens bütün hikayeyi anlattığında devlerden biri burada öyle bir partinin hiçbir zaman olmadığını söylemiş ve kandırılmış olabileceğini söylemişler.
Pamuk Prens şöyle söylemiş:
-"Madem öyle o zaman tek bir ihtimal var. Avcı beni buraya tek bir şey için getirmiş olabilir" derken devlerden biri konuşmuş:
-Yok,onun için olduğunu sanmam. Üvey annenin ne kadar kötü biri olduğu çok açık. Anlaşılan seni ortadan kaldırıp tahtı tek başına ele geçirmek istiyor.
Pamuk Prens:
-Ben de tam da onu düşünüyordum. Üvey bile olsa nasıl bir anne böyle bir şeyi çocuğuna reva görür ki anlamıyorum. Zalim kadın ben sana günün gösteririm.

7 dev Pamuk Prens’i çok sevmişler ve onun annesinden kurtulması için bir plan kurana kadar evi çekip çevirmesi ve yemek yapması karşılığında kalmasına izin vermişler.

7 dev ayakkabı boyacılığı için evden ayrılmak zorunda olduklarını ve akşama kadar da evde olmayacaklarını belirtip evden ayrılmışlar.

Kraliçe, sahte avcıya inandığı için yeniden aynanın karşısına geçmiş ve sormuş:
-Ayna ayna söyle bana benden daha güzeli var mı bu dünyada?
Ayna cevap vermemiş, yüzünü somurtmuş.
Kraliçe: "Geçen gün için senden özür diliyorum. Beni affediyor musun?" demiş.
Aynanın yüzü hala küs olduğunu belirtir biçimde somurtukmuş.
Kraliçe:
-"Bak sana bir arkadaş getirdim" diyerek aynanın yanına başka bir ayna daha asmış. Aynanın yüzü bir anda değişmiş. Ayna cevap vermiş:
"Tamam tamam söylüyorum affettim seni." dedikten sonra başlamış anlatmaya...
Tepelerin ardında küçük bir evde yaşayan Pamuk Prens en güzel demiş.
Kraliçe sinirlenmiş her zamanki gibi...
-"Nasıl olur, o öldü" demiş.
Aynayı astığı yerden alıp belki bozulmuştur diye arkasına vurmuş 2-3 kere sonra da yerine geri koymuş. Yeniden sormuş ve yeniden aynı cevabı almış.
"Demek ki avcı başaramamış ama ben başaracağım bu defa, kimseye güvenmek yok" demiş ve 7 devin yaşadığı eve doğru yola koyulmuş.
Eve vardığında kendisini kamufle etmiş ve evin önüne bir tezgah açmış.
Pamuk Prens’in kalpli donlara zaafı olduğunu bildiği için her renkten kalpli donları koymuş ve hepsine de zehir dökmüş ölmesi için.
Kraliçe "güzel donlarım var" diye bağırırken sesi duyan Pamuk Prens hemen dışarı çıkmış ve gitmiş tezgahın yanına.
"Ablam bana şu kırmızıdan pembeden ve şu mordan yok yok, sen bana hepsini ver en iyisi" demiş.

Kraliçe tezgahı orada bırakıp gitmiş.

Pamuk Prens aldıklarının hepsini eve götürmüş ve elleriyle hepsini tutmaya çalışır vaziyette giderken elinden bir tanesi fark etmeden yemek masasının yanına düşmüş.
Akşam olmuş, devler eve geri dönmüş ve içlerinden bir tanesi yemek masasının yanındaki kırmızı kalpli donu fark etmiş ve beğendiği için hemen odasına gidip denemeye karar vermiş.
Giydiği gibi o bölgede bir yanma ve acı hissettiği gibi diğerlerinin yanına koşmuş, "bu don zehirli bana yardım edin" derken yere düşmüş ve içlerinden birisi "bu zehri çekmenin tek bir yolu var o da o bölgeyi emmek" demiş.

Pamuk Prens çok mert bir delikanlı olduğu için hemen atılmış ortaya. "Ben hallederim" diyerek donu indirdiği gibi bulduğu delikten emip tükürmeye başlamış ve dev kurtulmuş.

Dev uyandığı gibi boynuna sarılmış Pamuk Prens’in ve "hayatımı kurtardın, sana borçluyum" demiş. Pamuk Prens birden o donun kendi aldıklarından biri olduğunu fark etmiş ve "demek ki o üvey annem olacak kadın bana oyun oynadı" demiş.
"Dev kardeş asıl ben sana borçluyum, benim yüzümden bu hallere düştün" demiş.

Hep birlikte bir plan kurmuşlar, plan şöyleymiş;
...devlerden birisi beyaz ata binip saraya gitmiş ve Kraliçe’ye Pamuk Prens’in cenazesini teslim almaya gelmesini söylemiş.
Kraliçe bu haberi duyduğuna çaktırmadan inanılmaz sevinmiş ve hemen yola koyulmuş.
Devler, Pamuk Prens’i cam bir tabuta koymuşlar ve tabutu evin bahçesine yerleştirmişler.
Kraliçe üzgün rolü yaparak devlere nasıl öldüğünü sormuşlar.
Devler de Pamuk Prens’in uzun zamandır verem hastası olduğunu ve bunu kimse üzülmesin diye kimseye anlatmadığını ama son gününde açıkladığını söylemişler.

Devler gülmemek için kendilerini zor tutuyorlarmış nedense.
Kraliçe nasıl olur derken bir beyaz atlı prensin hızla geldiğini görmüş ve beyaz atlı prens bir anda tabutu açıp içindeki Pamuk Prens’i öpmüş ve Pamuk Prens kapadığı gözlerini bir anda açmış ve etrafında kimseyi görememiş.

Ayağa kalktığında beyaz atıyla giderken yerlere kusan bir adam görmüş. 

Arkasından bağırsa da "hey nereye gidiyorsun prensim, buraya gel işte buradayım" dese de fayda etmemiş. Beyaz atlı prens arkasına bile bakmadan kaçmış.
Devlerden birisi Kraliçe’yi kavradığı gibi Pamuk Prens’in cam tabutuna koymuşlar ve onu Kurt’un evine kadar taşımışlar. Kurt’un kapısını çalmışlar. Kurt büyükanne kılığında kapıyı açmış.
-"Ne oldu neden rahatsız ettiniz beni?" demiş.
Pamuk Prens şöyle söylemiş:
-"Üvey annem sana yıllardır hasta ama bir türlü bunu itiraf edememiş ve sonunda sana getirdik işte. Mutlu mesut yaşayın" derken Kraliçe’yi evin içine atmışlar.
Kurt da ne zamandır evlenmek istediğini ama kendisine bir eş bulamadığını dile getirip teşekkür etmiş kendilerine.
7 dev, ne zaman Pamuk Prens ziyaretlerine gelse iç çamaşırlarına birisi tarafından zehir döküldüğünü düşünseler de Pamuk Prens’den hiçbir zaman şüphelenmemişler.
Herkes mutlu mesut sonsuza kadar yaşamış.

THE "SON"
Filozof Van Gogh usûlüyle masalladı...

2 yorum:

  1. Masal okumayalı uzun zaman olmuştu :) Teşekkürler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Rica ederim, ben sadece yayınladım.
      Masal için dostum Filozof Van Gogh'a yorumun için de sana çok teşekkürler :)

      Sil